İnsan Sevdiğini Taştan Ağaca Çarparmış

YAZAR : Cuma, Kasım 17, 2017
sevgi ile ilgili görsel sonucu
Ayla filmini izlerken hissettiğim duygu yoğunluğuyla bir yazı yazmak istedim ama eve döndüğümüzde çok geç olmuştu. Ertesi gün de gene program yoğundu. Bugünlerde hafta sonlarım çok dolu geçiyor ve hafta başı yorgun başlıyorum haftaya. En azından bir günü evde dinlenme günü ilan etmek gerek galiba. 
Sevdiğimiz insanları "nasıl olsa hep oradalar" diyerek ihmal ettiğimizi düşündüm mesela filmden sonra. Neyin garantisi var ki şu dünyada. Bir süredir çocuklarıma sarılırken uzun zamandır görmemişim gibi sarılıyorum. Bir daha aynı şekilde sarılamayacakmış gibi sarılıyorum ki zaten bu doğru. Bir daha bu yaşlarında olmayacaklar, büyüyecekler. 
Ezgi akşamları 1 saat falan kestirmemden hoşlanmıyor. "Sen uyurken ev çok sessiz oluyor anne, çok sıkıcı oluyor" diyor. "Sen yanımda olmasan bile mutfakta yemek yaparken senin sesini duymak bana yetiyor" diyor. Duygularını çok güzel ifade eden bir çocuk oldu kızım. Bunun için uğraştım zaten. Duyguları güzel ifade edebilmek çok önemli çünkü. 
sevgi ile ilgili görsel sonucu
Dün akşam yine beni uyandırdı ve sinirlendim ona kızdım. Ama gece yatağıma yatınca düşündüm "biraz daha büyüdüğünde o da ağabeyi gibi odasına kapanacak belki de hiç ilgilenmeyecek bile benimle. Aslında kızım benimle olmak istiyor sadece" üzüldüm ona kızdığıma.
Eşimiz , çocuklarımız, anne babalarımızda öyle aslında. Hep orada olacaklar sanıyoruz. Hep sağlıklı olacaklar. Sanki bunun garantisi bize verilmiş gibi. İşte tam da bu sevdiklerim hep yanımda düşüncesi ve alışkanlığı ilişkilerimizi otomatiğe bağlamamıza sebep oluyor. Özensiz davranmamıza, ilgisiz olmamamıza yol açıyor.
sevgi ile ilgili görsel sonucu
Ölüm diye bir gerçek var. Pek hatırlamıyoruz, düşünmüyoruz. Ama her canlı bir gün ölecek. Allah gecinden bile verse eninde sonunda olacak. Kendimiz ya da sevdiklerimiz ölecek. Yani şöyle düşünün . Eve geldiğinizde hep evde olan anneniz bir gün olmayacak ve o gün belkide bugün. Korkutmak endişelendirmek için demiyorum bunları. Daha fazla değerini bilelim sevdiklerimizin. Her sarıldığımızda öptüğümüzde bir gün sarılamama ihtimalini düşünelim. 
Mesela eşinize çok kızdığınızda onsuz bir hayatın nasıl olacağını hayal etmek bile kızgınlığınızın geçmesine sebep oluyor. 
Yani demem o ki arkadaşlar, bir gün hepimiz öleceğiz , sevdiklerimizde ölecek. Bitmez sandığımız her şey bitecek. Bunun bilinciyle davranın sevdiklerinize. Sevdiğinizi taştan ağaca çarpmayın yani. Onlarla geçirdiğiniz her an'ın değerini bilmeye çalışın. 
sevgi komik ile ilgili görsel sonucu

Ayla Filmi

YAZAR : Pazartesi, Kasım 13, 2017
ayla ile ilgili görsel sonucu

Cumartesi gecesi adını son zamanlarda çok duyduğum "Ayla" filmine gittik. Tek kelimeyle bayıldığımı söylemeliyim. Ayrıca gurur duydum. Türkiye'nin ve Türklerin bundan daha güzel bir tanıtımı olamaz. Gerçek değerlerimizin anlatıldığı, duygusal dozu çok yüksek bir film. Bir daha olsa bir daha seyrederim :) 
ayla ile ilgili görsel sonucu
Konusu: Güney Kore ile Kuzey Kore arasında savaş çıkması üzerine Güney Kore'ye yardıma giden Türk askerlerinden Astsubay Süleyman, cesetler arasında bir kız çocuğu bulur. Orada onu koruyup kollar ve aralarında bir bağ oluşur. Kız ona "baba" demeye başlar. Kıza Ayla ismini verirler. Görev yaptığı sürece onlarla  askeri birlikte kalır. Ama görev süresi bitip geri dönmesi gerektiğinde kızı da götürmek ister. İzin vermezler ama ayrılmaları çok zor olur. 
ayla ile ilgili görsel sonucu

Ağladık mı? ağladık. Ama en çok kalbime dokundu. Yani ağlamaktan daha derin şeyler hissettim. Etkisinden çıkamadım bir süre. Kız da öyle tatlı ki, çok güzel de konuşuyor. Daha fazla ayrıntı vermeyeyim. 
İnstagramda yazdığım gibi, gidin izleyine, izlettirin arkadaşlar:)

İnsan Olarak Atatürk

YAZAR : Cuma, Kasım 10, 2017
atatürk ile ilgili görsel sonucu
Sosyal medyada okuduğum bir yazı çok hoşuma gitti sizinle paylaşmak istiyorum. 10 Kasım dolayısıyla.......
-------------------------------------------------------------------
Atatürk'ü bir "kahraman" olarak değil de bir "insan" olarak düşündünüz mü hiç?
Okuyun  Lütfen..

Atatürk'ün hep "kahraman" olduğunu söylediler bize… Düşmanları nasıl yendiğini, ulusunu karanlıktan aydınlığa nasıl çıkardığını, yurdu nasıl kurtardığını, zaferden zafere nasıl koştuğunu, yurtsever biri olduğunu ve ulusu için neler yaptığını, her başarıyı kendisine değil de ulusuna mal ettiğini, dünyaya hükmeden kararlı bir devlet adamı olduğunu anlattılar. Her söyleyen, her söylediğinde gerçekten de haklıydı. O, bizim için hep ulaşılmaz, hep ayrıcalıklı biriydi.
atatürk ile ilgili görsel sonucu
Atatürk'ü bir "kahraman" olarak değil de bir "insan" olarak düşündünüz mü hiç? Oysa O, saydığımız tüm üstün niteliklerinin yanında bir "insandı". O da bizim gibi banyo yapan, yemek yiyen, pijama giyen, ağlayan, üzülen, gülen, seven birisiydi. Herkes gibi O’nun yaşamında da hırslar, heyecanlar, öfkeler, iniş ve çıkışlar vardı.

Renkli bir kişiliği vardı... Erleriyle sigara içip sohbet eden, köylüyle ayran bölüşen, şekerli kahve içen, fal baktıran, gecelik entarisi giyen, bağdaş kuran sade bir vatandaştı. Yemek seçmez, sofraya gelen her yemeği yerdi. Karnıyarığı, kuru fasulyeyle pilavı, gül reçelini ve kavrulmuş leblebiyi çok severdi.
atatürk ile ilgili görsel sonucu
Arkadaşlarıyla sokaklarda korumasız yürüyen, Lebon'a pasta yemeye, Rejans'a Borç çorbası, Vefa'ya boza içmeye giden, aklına eseni yapmayı seven, özgür ruhlu bir entelektüeldi.

Gramofonunu başucundan ayırmayan, vals ve tangoya bayılan, balolarda genç kızların en gözde kavalyesi olan bir salon adamıydı. Bir iğde ağacının kesilmesine üzülen, bir tayın ölmesine ağlayan, doğayı seven, ulu bir çınarın görkemiyle büyülenen ve bir dalının bile kesilmesine gönlü elvermeyen bu nedenle de o yılların teknolojik olanaklarıyla bir binayı yerinden 4. 80 metre kaydırtan bilinçli bir çevreci, insan sevgisiyle dolu bir askerdi.

Sık sık Sarayburnu’na giderek halkın arasına karışmayı ve onlarla birlikte müzik dinlemeyi çok severdi.

O'na Sarı Paşa derlerdi... Kararlı bir devlet adamı sertliğine ve cesur asker kişiliğine karşın, özel yaşamında çok duygusaldı.
Belki de küllenmemiş aşklarıyla geçmişe özlem duyan, sık sık gözleri dolan bir adamdı... Selanik'teki çocukluk aşkını ve Fikriye'yi hiçbir zaman unutamadı. Başka aşklar da yaşadı. O'na neredeyse dönemin bütün kadınları âşıktı. Kadınlar, gazeteden kestikleri fotoğrafını, göğüslerindeki madalyonlarda taşırdı. Eşi Latife Hanım da genç kızlığında, Paris'te yayımlanan bir dergiden Paşa’nın fotoğrafını kesip madalyonuna koymuştu. Bunu da ilk karşılaştıklarında Mustafa Kemal'e göstermişti. Bu durum, romantik Mustafa Kemal'i, fazlasıyla duygulandırmıştı. O, genç kızlar için düş kurup özledikleri ve bir türlü ulaşamadıkları beyaz atlı bir prens, mavi gözlü çok yakışıklı bir asker, düşlere giren bir masal kahramanıydı.
atatürk ile ilgili görsel sonucu

Atatürk, tüm insanlara değer verirdi; ama kadına ve kadın haklarına verdiği değer kuşkusuz tartışılamazdı. Kadını kadın olarak değil de Avrupalılar gibi insan olarak görürdü. Onların eğitimini önemli bulurdu. Kadınların erkeklerden daha bilgili, daha aydın, daha verimli olmaları gerektiğini söylerdi. Kadınları geri kalmış toplumların uygar olmadığını düşünürdü.

Cumhuriyetin ilanından sonra Tarsus’a gittiğinde O’nu karşılayanlar arasında Kurtuluş Savaşı kahramanlarından iri yapılı, yağız çehreli Adile Çavuş da vardı. Adile Çavuş saygı, sevgi ve coşkusundan Atatürk’ün önünde yere kapanır, ağlayarak toprağı öper. "Bastığın toprağa kurban olayım Paşa’m! " der. Atatürk, Adile Çavuş’un elinden tutarak onu yerden kaldırır. “Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil omuzlar üzerinde göklere yükselmeye lâyıksın.” der ve toplumun anası olarak gördüğü kadını yerden kaldırır.

O, Türk kadınına örnek olsun diye seçtiği, Sorbon’da eğitim gören modern Latife Hanım’la olan evliliğinde çok mutsuz oldu. Bu evliliği sürdüremeyeceğini anlayınca çaresiz kalıp boşandı, kendini bekarlığa mahkum ederek bir daha evlenmemeye and içti. Eşinden ayrıldığı gün gramofonda Sadettin Kaynak’ın şu şarkısını dinleyip ağladı.

Gördüm seni bir gün yeni açmış güle döndüm.
Coştum, şakıyıp aşk okuyan bülbüle döndüm.
Bak ayrılığın şimdi karanlık kucağında
Bir bağrı yanık, boynu bükük sünbüle döndüm.

Ömrü boyunca evlat özlemiyle yanıp tutuşarak manevi çocuklarıyla avundu... Cumhurbaşkanı oldu; ama mutlu bir aile reisi olamadı.
O'nu çoğu kez kahraman bir asker, başarılı bir devlet adamı, kararlı ve cesur bir devrimci, çağdaş bir halkçı, ender rastlanan bir deha; şık giyinen, yakışıklı bir lider fotoğrafı olarak tanıdık, sevdik ve anımsadık...

O, koyduğu eşyaların yerinin değişmesini sevmeyen, değişiklik yapılacaksa bunu yalnızca kendisinin yapması gerektiğini düşünen birisiydi. O’nun doğasında kendisi seçmek ve düzenlemek, kendi istediği yere koymak vardı.

Oysa O, bütün bu değerlerinin arkasında gizlenen, utangaç, ârif, duygulu, seçkin zevkleri ve sanat tutkusu olan, milyonların arasında yaşayan birisiydi.

Kimi zaman acı, kimi zaman özlem çeken, kimi zaman ağlayan, kimi zaman pişmanlıklarla sarsılan bir yalnız adamdı. Bazen bir çocukla gülen, köpeğiyle dertleşen, atıyla yalnızlığını paylaşan bir yalnız adam. O, gerçekten yalnız mıydı? Devrim yapan her lider biraz yalnız değil midir? Halkından hiç kopmayan, halkla arasında perde olmasın diye koruma bile kabul etmeyen bir yönetici nasıl yalnız olabilirdi? Çiftlik’ten tohum almaya gelen köylülerle konuşan, şakalaşan bir halk adamı yalnız olabilir miydi?
atatürk ile ilgili görsel sonucu
Değil yaşarken, öldükten sonra bile yalnız kalmadı. Norveçlilerin “Atatürk gibi olmak” diye bir deyimlerinin, tüm dünyada “Atatürk çiçeği” adıyla bilinen bir çiçeğin olduğunu hepimiz bilmiyor muyuz? Yunan Başkomutanı Trikopis, her “Cumhuriyet Bayramı”nda Atina´daki Türk Büyükelçiliğine giderek Atatürk`ün resminin önüne geçip saygı duruşunda bulunurmuş. Düşmanlarının bile saygı gösterdikleri ulu bir devlet adamı yalnız olabilir mi hiç?

Haiti Cumhurbaşkanı, mezar taşının üzerine "Bütün ömrüm boyunca Türkiye´nin lideri Mustafa Kemal Atatürk´ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm." cümlesinin yazılmasını vasiyet etmiş. Vasiyeti de yerine getirilmişti. Bu vasiyet bile Ata’mızın hâlâ yaşadığını ve yalnız olmadığını kanıtlamaya yetmez mi?

Ne yapmak istediğini çok iyi bilirdi O. Adaletliydi. Başkalarını dinlerdi. Gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanan ve bu yüzden de kendisine söven bir köylüyü tutuklayıp yargılayanlara, “Bırakın o adamı, onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin." deyip köylüyü serbest bıraktırmıştı. Hoşgörülüydü. Bilet almadan yolculuk yapan ve bunu mebus ayrıcalığı olarak gören milletvekillerine kızar ve onları çok ayıplardı.

Toplantılarda sık sık görülmezdi; ama toplantıları kendi yaratırdı. Bir halk toplantısında, kendisine “Paşa’m, size diktatör diyorlar, ne dersiniz?” sorusunu yönelten gence, “Ben diktatör olsaydım, sen bana şimdi bu soruyu soramazdın! “yanıtını veren Sarı Paşa akıllı, hazırcevap bir yöneticiydi.

Türk ulusunun Ata'sı, kurtarıcısı, kahramanı, Cumhuriyet'in mimarıydı. Milyonlarca seveni, uğruna öleni, yoluna baş koyanı vardı.
Ömrünü ulusuna adadı, yüreğinde hep acıyı taşıdı, özel yaşamında ıssızlığı yaşadı... Aşklarını içine gömdü, baba olamadığı için çok üzüldü.

Bedevi bir falcının kehanetini 26 yıl içinde sakladı ve ondan çok etkilendi. Cumhurbaşkanlığının 15 yıl süreceğini, ne zaman öleceğini çok iyi biliyordu...

Savaşta yüz binlerce düşmanla çarpışıp onları yok etti; ama ölmek üzere olan atını vuramadı. Köpeği Foksi ölünce, onun doldurulmuş bedenini görmeye dayanamadı. Yeşile ve maviye tutkundu, kesilen bir ağaç için yas tutardı. Çankaya’dan Meclis’e giden yolun üzerindeki iğde ağacına sanki âşıktı. Bu benim ağacım der, gelip geçerken o ağacı selamlardı. Yol yapımı nedeniyle kesilen o ağaca çok üzülmüştü. Onu, bozkır Ankara’yı yeşile dönüştürecek bir umut simgesi olarak görmüştü. Çankaya Köşkü’nün bahçesindeki ağacı kesen bahçıvanın işine son verilmesini; ama bahçıvana başka bir iş bulunmasını söylemişti.

Şarkılardan fal tutar, aşk ve özlem şarkıları çalınırken ağlardı. Özgür ruhuyla, bazen ortalardan kaybolmak ister, bir sade vatandaş gibi yaşamanın özlemi ve coşkusuyla, otomobilinden inip hareket etmek üzere olan trene atlar, tramvaya binip Beyoğlu'na çıkar; aklına esti mi türkü söyler, coştu mu zeybek oynar, erleriyle güreş tutar, gece yarısı mutfağa inip aşçısıyla omlet ya da yakınlarının pek sevdiği menemene benzer bir yumurta yemeği yapardı.

Sofrasında oturup da düşüncelerini söyleyen insanları cesaretli olarak görmez, üstelik söylemeyenlere çok kızardı. Bir şeye karar vermeden önce herkesin düşüncesini alırdı.

Ankara’nın değişik yerlerinden gelen konukları kabul eden Latife Hanım’ın kabul günlerine O da arkadaşlarıyla katılırdı.

Florya'da kaldığı günlerde, halkın arasında denize girerdi. Çocuklarla şakalaşır, gençlerle söyleşir, sandala binip saatlerce kürek çekerdi. O’na pencereden el sallayan tanımadığı yaşlı kadınların yalısına sandalını yanaştırıp kahve içmeye giderdi. Onlarla saatlerce söyleşirdi. Bir şenliğe rastlasa "Galiba burada bir düğün var." deyip sünnet çocuklarını ya da gelinle damadı ziyaret eder, onlara armağanlar verirdi. Bazen de rastgele bir kapıyı çalıp Tanrı misafiri olur, onlarla birlikte sofralarında pilava kaşık sallar, dertlerini dinlerdi.

Bir Adanalı kadar sıcakkanlı; Karadenizli olmamasına karşın, bir Karadenizli kadar cana yakın, bir Aydınlı kadar oturaklıydı. Kısacası O, Anadolu insanının mayasından, onun kumaşındandı.

Kendisini Türk ulusunun öğretmeni olarak görürdü.

Yakın arkadaşı Behçet Kemal Çağlar’dan, kendisinde gördüğü nitelikleri anlatan bir şiir yazmasını istemişti. Yarım saat sonra şiiriyle dönen ve Atatürk'ün yiğitliği, zaferleri ve devrimlerini bir bir dile getiren ünlü ozana, “Olmamış. Sen benim asıl niteliğimi yazmamışsın. Benim asıl niteliğim, öğretmenliğim, ben ulusumun öğretmeniyim, bunu yazmamışsın. “demiş ve buna da çok üzülmüştü.

Atatürk aslında öğretmen değil, dünyada “Başöğretmen” olarak kabul gören tek liderdi. Bir geometri kitabı yazmıştı. “Üçgen, açı, dikdörtgen …” gibi tam 48 geometri teriminin Türkçe ad babasıydı. Bu yönüyle de Mustafa Kemal, gerçekten bir öğretmendi.
En büyük düşü bir dünya turuna çıkmak, Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmekti. Çok çalışkandı. Onun için çalışma saati diye bir şey yoktu. Yapacağı işi bitirinceye kadar uyumadan, dinlenmeden, yemek yemeden çalışırdı. Uykunun dostu değildi. Zaman zaman geçirdiği kısa hastalıklar bir yana, sabah güneşini görmeden yatağına girmez ve uyumazdı. Uykuda geçirdiği zamana acırdı. Başladığı kitabı çok sevmişse onu bitirmeden uyumazdı. Binlerce kitabı vardı; ama bunlardan birini, Reşat Nuri Güntekin'in "Çalıkuşu" romanını cephede bile başucundan ayırmazdı.

Giyimiyle ve ev düzeniyle yakından ilgilenirdi. Gömleklerinin hepsi beyazdı, başka renk gömlek giymezdi. Lacivert kıyafeti hiç sevmezdi. Çok şık giyinirdi. Takım elbiselerinin modellerini hep kendisi çizerdi.

Sabah kahvaltısını yapmak istemez, yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanın üzerine bağdaş kurup oturur ve kahvesini içerdi. Eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.

Yufka yürekliydi. Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz, böyle durumlarda sırtını dönerdi.
Sportmen bir kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider, kürek çeker ve tavla oynardı. Kısacası spor yapmayı çok severdi.
Değişik bir insandı.

Alçakgönüllüydü; ama hiç de uysal değildi, sertti. Yaşamı zor olaylarla geçmişti.

Her şeyi kazanarak elde etmek ister, hak etmediği hiçbir koltuğa oturmazdı. İstanbul Üniversitesinin bir salonunda yapılan açılış törenine katılmıştı. Herkes tahta iskemlelere, O da kendisi için hazırlanan kırmızı renkli süslü koltuğa oturacaktı; ama oturmadı. Yanındaki profesörlere bakarak “Sizlerden öğrenecek o kadar çok şeyim olduğuna göre bu koltuk yalnızca sizlere layıktır.” dedi. En kıdemli profesörü o koltuğa oturtup programı tahta iskemlede izledi. Böylece dünya lideri olmanın yolunu da herkese göstermiş oldu.
Yoğurda "yuğurt", tabancaya "tapanca", sarhoşa "sarfoş", derdi. Kendini övenleri ve yağcıları hiç sevmezdi. Lafı uzatanların sözünü "yani" diyerek keser, anlamsız sorulara sinirlenirdi. İlk mecliste, bir oturum sırasında üyelerden birinin “Paşam, laikliğin ne anlama geldiğini anlamadım, anlatır mısınız?” sorusuna çok kızmıştı. Elini kürsüye vurmuş, soruyu soran din bilgini üyeye, “Adam olmak demektir hocam, adam olmak!” diye yanıt vermişti.

Herkese "çocuk" demeyi pek sever, armağan vermeye bayılırdı. Durup dururken odasına çıkar ve çok özel, seçkin, şık eşyalarını sofradaki dostlarına seve seve dağıtırdı. Eli çok açıktı. Kimine kravat, kimine gömlek, kimine kürk hediye ederdi. Sofradakiler bu özel armağanların değerinden çok, Atatürk'ten armağan aldıkları için sevinirlerdi.

Bazen de cimriliği tutardı… Gardırobundaki on beş - yirmi zarif kalpağı arkadaşlarının başına tek tek yerleştirir sonra da " lıh... Veremeyeceğim...” der, kalpaklarını geri alarak yakın arkadaşlarına şakalar yapardı.

Her insan gibi düşleri ve aşkları vardı. Bursa'yı ziyaret ettiğinde onuruna bir akşam yemeği verilmiş. Kendisini neşeli ama düşünceli gören davet sahibi Laika Hanımefendi, cesaretini toplayarak Gazi'ye,” Paşam! Af buyurunuz, hiç âşık oldunuz mu? Sevdiniz mi?”diye bir soru yöneltmiş. “Sevmek!... Sevmeye acaba vakit bulabildik mi Hanımefendi? Ömrü, çeşitli mücadeleler içinde geçen, dağ, tepe, dere demeden dolaşan, çadırda, karargâhta ömür süren bir askerin sevmeye vakti kalır mı sizce?” diyerek soruya, soruyla yanıt vermiş. Ardından da “Biz de insanız Hanımefendi! Bizim de çarpan kalbimiz, bizim de his tarafımız var... Yoksa, askeriz diye, bu yönümüzden kuşku mu duyarsınız?” demiş. Bu yanıt da sevmiş, ama çok sevmiş; ancak sevgiyi dilediğince yaşayamayıp içine gömmüş Mustafa Kemal'in, Latife Hanımefendi ile evlenmesinden bir hafta önceki itirafı olmuştu.

Yaşamının her döneminde onurunu duygularından üstün tuttu. Birdirbir oynayan komşu çocuklarının oyun çağrısını kabul eder; ama onların üzerinden atlaması için eğilmezdi. Ama eğil ki atlayalım diyen arkadaşlarına başını sallayarak “Ben eğilmem, üstümden böyle atlayabiliyorsanız atlayın.” dedi.

Çok sık düş görür... Düşlerinin baş kahramanı Zübeyde Hanım’la, gelincik ve ayçiçeği tarlalarında buluşur, ömründe yalnızca bir kerecik giydiği mareşal üniformasıyla anasına kavuşmak için koşup durur, bir türlü ulaşamayıp ter içinde uyanırdı. Düşlerinde annesine ulaşıp onu kucaklayacağı gün, öleceğine inanırdı. Ölümü, Zübeyde Hanım’la randevu gibi düşünürdü. Bazı şeylerin olacağını önceden sezer, gördüğü kötü düşlere üzülürdü. Annesinin ölümünü de düşünde görmüş ve ardından da bu üzücü ölüm haberini almıştı.

Ankara'da, sıkça ve gizlice, Çiftlik arazisi içinde olan Söğütözü'nde bir kulübeye kapanır, ömründe en sevdiği kadın olan annesi için saatlerce Kur’an okurdu.

İnsanüstü değildi Atatürk; güzel insandı, tam insandı, büyük insandı. Onun büyüklüğünü yalnız biz değil, tüm dünya ulusları kabul etmişti. Kimi uluslar dünyanın tarihini değiştirdiğini, kimileri ise yüzyılın yetiştirdiği en büyük adam olduğunu belirtmişlerdi.

Her insan gibi O da ölümlüydü. Doğa O’nu da zamanı gelince alacaktı. Öyle de oldu, 1938 yılının 10 Kasım günü bu büyük insan, bu güzel insan aramızdan ayrıldı. Biz, bu ölüme hazır değildik kuşkusuz, o nedenle inanamadık. Bu ölüme bizim gibi başka uluslar da uzun süre inanamadı. Kimi uluslar bunu derinliği ölçülemez büyük bir kayıp büyük bir acı olarak gördü. Kimileri onun ölümünden sonra dünyayı eskisi kadar enteresan bulmadı. Kimileri ise Doğu’nun Ata’sının kaybolduğunu, bir güneşin battığını söyledi.

Yakasını ölümden kurtaramayan Ata’mızın o uğursuz ölüm haberi çok çabuk duyuldu. İstanbul’u taşa kesti, dondurdu. Dükkanlar kapandı, yaşam durdu. İnsanlar sustu, kendi içlerine çekiliverdi. İşte o gün İstanbul Üniversitesinde de saat dokuzu beş geçenin o uğursuz haberi duyuldu. Hukuk Fakültesinde çalışan bir Alman profesör ağlayan, üzülen öğrencilerin durumunu gördü ve çok şaşırdı.
Derse girsin mi, girmesin mi bir türlü karar veremedi. Durumu anlatmak ve bilgi almak için rektörün yanına gitti. Ona:

-Efendim, ne yapacağımı bilemiyorum. Kararsızım. Derslere girmeli miyim acaba ? diye sordu.

Rektör:

-Sizde böyle büyük bir adam ölünce ne yapılıyorsa onu yapın, yanıtını verdi.

İşte o zaman Alman profesör, kollarını iki yana sarkıtarak:

-Efendim, bizde bu kadar büyük bir adam ölmedi ki... dedi.

Sevgili Atatürk,

Bırakıp gittin bizi
Sen’i unuttuk sanma
Zaman alışmayı öğretir belki; ama
Unutmayı asla!

Hazırlayanlar:
Özel Izmir Tevfik Fikret Okulu öğrencileri
9/B’den
Hüma Demirel
Ahmet Gümüş
Ege Dinler

Burçlarının En Berbat Özellikleri İle Kadınlar

YAZAR : Perşembe, Kasım 09, 2017
Hep güzel özellikleri anlatılır burçların ama bir de bu yönleri var:)
Önce kendi burcumla başlayacağım tabiki:)
Onu salın gitsin... Dönmezse zaten hiç sizin olmamıştır; dönerse de yeniden gidecektir, kasmayın! Yay Burcu Kadını!

Onu salın gitsin... Dönmezse zaten hiç sizin olmamıştır; dönerse de yeniden gidecektir, kasmayın! Yay Burcu Kadını!

Kahkaha, neşe dolu bir ilişki; akıllı ve dürüst bir kadın... İlk başta harika görünür. Lakin bu kadınla ilgili bilmeniz gereken yegane şey şudur: Buna RAHAT BATAR.
İlişkiden sıkılır, sonra sizi özler, yine sıkılır. Aklına eseni yapar, dolayısıyla da zırt pırt arar. Kıskanır ama kendisi de aldatır. Böyle karmaşık bir zihni vardır ki aldatmayı bile kendince bir kılıfa uydurur. Havalara atar, geri tutmayı unutur. Her zaman onu geri isteyeceğinizden emindir. Soytarı hınzır gülüşüyle paramparça ettiği kalpleri bile eritir, kendini affettirir. Uzak durun.

Tasmanızı getirmeyi unutmayın: Aslan Burcu Kadını!

Tasmanızı getirmeyi unutmayın: Aslan Burcu Kadını!

Bu kadın aslında sadıktır. Pek aldatmaz ve dürüsttür. Lakin herkesin ona aşık olduğu ve kıskandığı yanılgısıyla yaşadığı o sihirli dünyadan uyandırmamalısınız onu! Uyandırırsanız, o ego açıklarını kapamak için köpek olmanız gerekir, köpekkkk!
Güler, neşelidir; lakin tüm bunların adeta bir pamuk ipine bağlı olduğunu unutmayın. Ona kendisini değersiz hissettirdiğiniz an cehennemi yaşayacaksınız, unutmayın.
Yaşatır, cömerttir; gittikten sonra yeri kolay kapatılmaz.
"Seni seviyorum ve bu yüzden hak ettiğin yerde olmanı istiyorum"... Oğlak Burcu Kadını!

"Seni seviyorum ve bu yüzden hak ettiğin yerde olmanı istiyorum"... Oğlak Burcu Kadını!

Toparlar. Niyetini varsa eğer, bu kadın arkanızı toparlar. Hedeflerinize ulaşmanızda yardımcı olur. Lakin sevgililiğin güzelliği nerede kaldı diye sık sık düşünürsünüz. Ayrıca yetmez; onun için hayatınızın düzenini kurup ilerleme sağladıysanız bile yetmez! Daha da iyi olacaksınız. Bu kadın kendi kafasının içinde bitmez bir yarıştadır. Hayatın her alanında hırslarına ortak olmanız anlaşmanızın tek yoludur. Yorulursunuz.
Zaten hedefi olmayan, laylaylom biriyseniz de, ruhunuzu ve kalbinizi paramparça edip gider. Dönüp arkasına bakmaz bile.

Her an her şey olabilir! Kova Burcu Kadını!

Her an her şey olabilir! Kova Burcu Kadını!

Öncelikle bu ilişkiye başlamadan önce şunu kabul etmelisiniz: Siz aptalsınız, haksızsınız, hiçbir şey bilmiyorsunuz.
Her şeyi o biliyor. O her zaman haklı. Bedeller ödenmeli. Sizin ufak duygularınızın önemi yok. Dünyada çok daha büyük dertler var. Sizinle mi uğraşacak. Kıskançsanız zaten özgüvensiz ve eziksiniz. Sus da şu bilim kurgu filmini izleyelim.
Melek yüzlü şeytan! Balık Burcu Kadını...

Melek yüzlü şeytan! Balık Burcu Kadını...

Bu gerçekten de tam bir yılan... 
Sizi öyle sever, öyle sever ki... Tam "işte bu, beni asla terk etmez, asla üzmez, benden asla vaz geçmez" dediğiniz anda toz olur. İzini dahi bulamazsınız. Kafasındaki hayallerde yaşar, gerçeğe dair en ufak bir dokunuş onun içindeki şeytanı uyandırır. Size bir Koç gibi höthöt ve öngörülebilir sıkıntılar yaşatmaz; ruhunuzla oynar. Vicdan yaptırır. Sürekli kurban ayağına yatar. Kırılınca söylemez, sizden bir canavar yaratır.
Bir daha eskisi gibi olamazsınız.

Ona tek bir kelime yeter: S A H T E ! Terazi Burcu Kadını...

Ona tek bir kelime yeter: S A H T E ! Terazi Burcu Kadını...

Her hareketi ezberlenmiş gibidir. Kibardır, incedir, hanım hanımcıktır... Tam muazzam bir ilişki yaşadığınızı düşündüğünüz anda sorunları teker teker karşınıza çıkarır. Bu sorunları çıkarış biçimi de öyle zariftir ki; onun bu kadar acımasız olacağına asla imkan veremezsiniz. Oysa plancıdır, incecidir. Asla insan gibi dürüstçe ayrılmayı beceremez, sizi her an ulaşabileceği bir yerde bırakır. Tam olarak hemen ayrıldıktan sonra ilk bulduğu insanla evlenen sevgili tipidir.

Bununla muhatap olduysanız ne olur ne olmaz bir cinci hocaya görünün, büyü bozdurma seansı falan... Akrep Burcu Kadını!

Bununla muhatap olduysanız ne olur ne olmaz bir cinci hocaya görünün, büyü bozdurma seansı falan... Akrep Burcu Kadını!

Salağa yatar. Umursamıyormuş gibi görünür. Herrrrr adımınızdan haberi vardır. Yengeç gibi hemen ağlak ağlak drama çıkarmaz ya da Başak gibi hemen dırdır şikayet etmez; sakince saldırması gereken anı bekler. En zayıf halini bekler. Ufacık bir hatanızda dahi acımaz. Süründürür. Asla baş edemezsiniz. Ahı tutar. Belinizi doğrultamazsınız bir ömür.
Ömür törpüsü... Hatta zımparası! Koç Burcu Kadını!

Ömür törpüsü... Hatta zımparası! Koç Burcu Kadını!

Önce en iyi arkadaşınızla sevgili olmuşçasına kendinizi şanslı hissedersiniz. Sıcacık ve samimi havasıyla size kendinizi çok rahat hissettirir. İşte tehlike çanlarının çalmaya başladığı nokta tam da orasıdır! 
Bu kadın özgürlüğünden ödün vermez, ki vermesin zaten, ne güzel! Ama size de adeta bir malmışsınız gibi davranır! Kıskanır ama kıskandığını belli etmekten ve konuşarak çözmekten öte, hayatı sizin için cehenneme çevirme gibi taktikler uygulayacaktır. Aslında bu yaptıkları "taktik" dahi değildir; çünkü kavga gürültü bu kadının adeta en normal içgüdüsüdür. Kaostan beslenir. Sizi seviyor da samimiyet göstergesi olarak mı böyle davranıyor; yoksa size komple uyuz oluyor da sırf size acı çektirip keyiflenmek için mi hayatınızda kalıyor anlamazsınız!
O istemeden bu ilişki bitmez.
Bitirmeye karar verdiğinde de dönüp arkasına bakmaz bile. Sizi cümle aleme rezil eder, dalga geçer.
Sizi seviyor olabilir gerçekten... Lakin emin olun sokaktaki kediyi bile insanlardan daha çok seviyor! Boğa Burcu Kadını!

Sizi seviyor olabilir gerçekten... Lakin emin olun sokaktaki kediyi bile insanlardan daha çok seviyor! Boğa Burcu Kadını!

Bu var ya... Çirkef ve nalet yüzünü göstermiyorsa bunun tek sebebi umursamadığındandır. Sizi hayatına almaya karar verdiyse, bunun sebebi hakkınızda "kötünün iyisi" olduğunuzu düşünmesidir. İçten içe tüm insanlardan nefret eder çünkü. Yalnızlığı kıymetlidir. Tek başına dizi izlemek zevklidir; sizi de bu tarz bir aktiviteye davet ediyorsa, sizi çok istediğinden değil, en azından "keyfini bozmayacak" biri olduğunuzdandır. 
İnsanlara bayılmaz ama sevgilisini kıskanır. Çirkin giyip kötü kokmayacaksınız. Acımaz. En azından dürüsttür ama.
Çelik gibi sağlam sinirleriniz varsa tam size göre: İkizler Burcu Kadını!

Çelik gibi sağlam sinirleriniz varsa tam size göre: İkizler Burcu Kadını!

Çocuk gibi saf ve temiz kalpli mi, yoksa bizzat şeytanın yanında fitne fesat stajı mı yapmış biz çözemedik. Siz bir sevgili olun da görün... Hafızası gerçekten çok mu zayıf, yoksa söylediği yalanları mı unutuyor, onu da çözemezsiniz! Bir noktadan sonra kendi akıl sağlığınızdan şüphe etmeye başlayacağınızı garanti ediyoruz. Size aşık olduğuna emin olduğunuz bir hafta sonundan sonra Twitter'da "çok yalnızım, keşke bir sevgilim olsa" diye tweetler attığını görebilirsiniz... Yahut "ilişkiye hazır değilim, sen çok yakın dostumsun" dedikten sonra sizi elinizden tutup kuzenleriyle "sevgilim" diye tanıştırabilir. Her ihtimale açık bir ilişki en azından. Gene de bir deneyin, belki iyi bir şey çıkar sonunda... Bilemezsiniz!
Melek yüzlü şeytan! Yengeç Burcu Kadını!

Melek yüzlü şeytan! Yengeç Burcu Kadını!

Kendisinin ağlayıp durduğuna bakmayın: Asıl amacı ağlatmaktır. Siz ona bir (1) adet göz yaşı mı döktürdünüz? Sizi hüngür hüngür ağlatana kadar rahat etmez. Bu yolda kendisini harcamayı bile göze almıştır. Gerekirse suçluluktan ağlatır. Üzer. Değişkendir. Tam "bu kız beni seviyor, hayatta ayrılmaz" dersiniz, ertesi gün her yerden engelleyip ayrılır.
Ayrıldıktan sonra da zırt pırt üzgün şarkılar, uzun mesajlar gönderir. Tam "barışacak galiba" dersiniz, barışmaz! Tüm bu ayrılık sonrası hüzün şov, yeni bir sevgili bulana kadar sürer.
Bu dünyaya çile doldurmaya geldiğinizi mi düşünüyorsunuz? Mutlaka bir Başak Burcu Kadınına görünmelisiniz!

Bu dünyaya çile doldurmaya geldiğinizi mi düşünüyorsunuz? Mutlaka bir Başak Burcu Kadınına görünmelisiniz!

Her işinize siz istemediğiniz halde koşturur; sonra da bundan şikayet eder. Sizi hiç sevmediğini düşünürsünüz; dili farklı, hareketleri farklı söyler. Öyle suçlu hissettirir ki insana kendini, özgüveniniz ve özsevginiz zedelenir. Bir taraftan onsuz hayatınızın parçapinçik olacağına inanırsınız, bir taraftan da sürekli azarlanmaktan bıkarsınız.
Delidir bu, deli.

İlham Veren Kadınlar - Buket UZUNER

YAZAR : Salı, Kasım 07, 2017
Üniversite yıllarımda Buket UZUNER'in "Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları" isimli kitabını okumuştum tesadüfen. Ondan sonrasında tüm kitaplarını okudum diyebilirim. O kadar beğendim ki. Bugün bile hatırladığım , kitabın bana seyahat etme, özgür olma, yeni denizlere yelken açma isteği ve yapabilme ilhamı verdiği. Hatta babama bu konuda kafa tutmuşluğum bile vardır:))) Bana cesaret veren , ufkumu açan kitabın yazarı Buket Uzuner. 
buket uzuner hayatı ile ilgili görsel sonucu

Muhtemelen kendisi bana ve benim gibi kaç genç kıza ilham verdiğini bilmiyordur. Haaa ben yapabildim mi? Hayır ama yapabilme ihtimalini bile düşünmek beni mutlu etti. "Kız başına gidemezsin, yapamazsın" cümlelerini duymaktan körleşmiş zihnime ışık oldu. Bu o kadar değerli bir şey ki. Bir çok insanın sadece o ışığa ihtiyacı var bence. Bir çok kadının ihtiyacı var , özellikle kadınların.
Onun gibi kadınların daha çok olmasını diliyorum. Ve hepimizin kimlere ilham olacağımızı bilemeyeceğimizi ve güzel şeyler yapmaya devam etmemiz gerektiğini söyleyerek Buket Uzuner'i tanımaya geçelim.
www.buketuzuner.com sitesinde "hakkında" kısmında yazanları  alıntı yapıyorum aşağıya.

BUKET UZUNER

Romancı, hikayeci ve gezi yazarı Buket Uzuner 3 Ekim 1955 Pazartesi günü Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi, (Norveç) Bergen Üniversitesi,  (ABD) Michigan Üniversitesi’nde moleküler biyoloji ve çevre bilim eğitimi aldı. (Finlandiya) Tampere Teknik Üniversitesi ve O.D.T.Ü Çevre Müh.’de araştırmacı olarak çalıştı, ders anlattı.
Kuzey Sahra Afrikası, Kuzey Amerika, Kanada ve Avrupa’da uzun tren seyahatleri yapan ve yaşayan Buket Uzuner, gezgin, araştırmacı ve öğrenci olarak hayatını yurt dışında sürdürebilmek için kazandığı üniversite burslarına ek olarak yaşadığı ülkelerde çocuk bakıcılığı, garsonluk, çevirmenlik, barmenlik ve aşçılık yaptı. Tam zamanlı yazar olabilmek için akademik yaşamına son verince, sinema, turizm, reklam ve yabancı dil sektörlerinde çalışarak  hayatta kaldı.
Buket Uzuner, Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. Kuruluş yılında  Türkiye üniversiteleri, basını, meslek kuruluşları ve 81 ilin valiliklerinden  oluşturulan jürinin oylarıyla ‘Cumhuriyetin 75 Başarılı Kadını’ndan biri olarak seçilmiştir.
Romanları sekiz dile çevrilen Buket Uzuner 1996 yılında (ABD) Iowa Üniversitesi’nin (IWP) onur üyesi olmuş, 2004 yılında da ODTÜ senatosu tarafında takdir belgesiyle onurlandırılmıştır.
Buket Uzuner’in Türkiye’de yayımlanmış kitapları
Hikaye:
  • Benim Adım Mayıs (1986),
  • Ayın En Çıplak Günü (1988),
  • Güneş Yiyen Çingene (1989),
  • Karayel     Hüznü (1993),
  • Şairler Şehri (1994),
  • Şiirin Kızkardeşi Öykü(2003)
  • Yolda (2009)
  • Bir Yılbaşı Hikayesi (2013)
Gezi:
  • Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları (1989),
  • Şehir Romantiğinin Günlüğü (1998),
  • New York Seyir  Defteri (2000)

Roman:
  • İki Yeşil Susamuru, Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri (1991),
  • Balık İzlerinin Sesi (1993   Yunus Nadi Roman Ödülü) (1992),
  • Kumral Ada~Mavi Tuna (1998 İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Ödülü) (1997),
  • Uzun Beyaz Bulut- Gelibolu (2001),
  • İstanbullular (2007)
  • Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları/SU (2012)

Biyografi:
  • Gümüş Yaz, Gümüş Kız (2002)

Deneme:
  • Selin ve Cem’le Yolculuklar    (2004)
  • Benim Adım İstanbul  (2011)
Çizgi Roman
  • İstanbullular (2011- çizer Ayşe Nur  Ataysoy)
Blogger tarafından desteklenmektedir.